Tüprag CEO’su Mehmet Yılmaz

Home / Yurt İçi / Tüprag CEO’su Mehmet Yılmaz

“Bir şeye sahip olmak demek, o an değerini kaybedeceği anlamına gelmemeli.”

Ankara gezimizin 3. Günü olan 4 Nisan Çarşamba gününün ilk görüşmesini Tüprag CEO’su Sayın Mehmet Yılmaz ile gerçekleştirdik. Birçok farklı sektörü içinde barındırmasını hedeflediğimiz Ankara gezimizde Mehmet Bey sayesinde de madencilik sektörü hakkında çok faydalı bilgiler edinmiş olduk. Kendisinin güzel sohbeti ve pozitif enerjisi ile güne harika bir başlangıç yapmış olduk.

Görüşmemize, her zamanki gibi liderimizin hayat hikâyesini dinleyerek başladık. Ortaokul ve liseyi Elazığ’da tamamlayan Mehmet Bey, üniversiteyi ODTÜ Jeoloji Mühendisliği bölümünde tamamlamış. Babası inşaat mühendisi, annesi ilkokul öğretmeni, kardeşi de endüstri mühendisiymiş. 1991 yılında eşi ile evlenmiş ve mutlu bir evlilik sürüyor. Gençliğinde, babasının yanında arazide çalışırmış. Bize farkındalığın öneminin büyük olduğundan ve yaşadığımız döneme tanıklık etmemizi, iyi bilmemiz gerektiğini öğütleyen Mehmet Bey, kendi hayatında da bunu uygulamış. Tüprag macerası burada iki aylık çalışma hedefi ile başlamış fakat 32 senedir burada çalışıyormuş. İşi sayesinde, ülkenin topraklarını gezip doğayla iç içe olma ve içindeki insanı tanıma fırsatı yakalamış. Tüprag’a Jeoloji Mühendisi olarak işe girdikten sonra halkla ilişkiler bölümünde de çalışmış ve son 5 yıldır da yönetimde imiş. Toplamda 2000 civarı personeli ile Tüprag, en fazla vergi veren ilk 50 şirket içindeymiş. Şirketin sloganı olan “önce insan, sonra çevre, sonra madencilik.” sözlerini söyleyerek şirketlerinin insan güvenliğine verdiği önemi vurguladı Mehmet Bey.

Şirket ve kendisiyle ilgili genel olarak bu bilgileri verdikten sonra görüşmemizin soru- cevap kısmına geçtik. İlk olarak Madencilik sektöründe güvenliğin yeterli olup olmadığı sorusunu yönelttik, bu soruya karşılık Mehmet Bey liderin bu konuları ne kadar önemsediğinin öneminden ve sorumluluk ile otokontrol geliştirme ile iş güvenliğinin sağlanabileceğinden bahsetti. “En kötü kanunlar bile iyi yöneticiler tarafından iyiye dönüştürülür, en iyi kanunlar bile kötü yöneticiler tarafından kötüye dönüştürülür.” Ülke olarak uygulamada insan kaynaklı eksiklerimiz olduğundan bahsetti. Altın dışında farklı bir ürün çıkarma hedeflerinin olup olmadığı sorumuza ise ana şirketin Kanada’da olduğu ve temel hedefinin altın olduğunu; altının Güney Afrika’dan sonra en çok Türkiye’de potansiyel çıkarıma sahip olduğunu açıkladı. Maden bölgesi bulma süreci genelde 6-7 yıl sürüyormuş ve 15-20 milyon dolar risk sermayesi yatırılırmış. Türkiye’de teknoloji ve çalışan hakları konusunda büyük gelişme varmış. Başta yabancı şirketlere karşı milliyetçi bir bakış açısı olsa da yatırımı yapan kim olursa olsun eşit, adil bir şekilde çalışma olduğu sürece yabancı, yerli ayrımı gözetilmemesi gerektiğini anlattı. Yine de ilk başlarda yabancı ortaklık konusunda zorlanmışlar çünkü Türklerin iş konusundaki bağlılığın dünyanın hiçbir ülkesinde olmadığını söylüyor Mehmet Bey. Sonra biraz daha kişisel sorulara geçtik ve aynı şirkette çalışmanın olumlu ve olumsuz etkilerini sorduk. “Bir şeye sahip olmak demek, o an değerini kaybetmesi anlamına gelmemeli.” İki V’ye sahip olmanın önemini vurguluyor Vefa ve Vicdan. “Vefasız ve vicdansız insanlardan uzak durun.” Eğer sabırlı bir insansanız ve bulunduğunuz yerden mutluysanız aynı şirkette çalışmanın olumlu olduğunu söyledi. ”Bir iş yerinde ayak iziniz ne kadar derin olursa karar ve kabul süreci daha kolay ve şirkete daha faydalı hale gelir.” Tüprag’ta genellikle çalışanların uzun ömürlü olduğundan en yeni çalışanın bile 8 yıldır Tüprag ile çalıştığından söz etti. İş hayatındaki temel başarının aileden geçtiğinden ve vefa döngüsü içine girdiğinden bahsetti. Hedefteki başarının; sağlık (ruhsal ve bedensel), mutluluk, aileye önem(özel yaşama değer) ve karar öncesi danışmaya önem verme ile sağlanacağını söyledi. “Kurumsal yapı içerisinde danışma sonrası karar vermek en mantıklı iştir.” İçinde aslanın bulunduğu logonun anlamını sorduğumuzda aslanın kuvvet ve inanç anlamına geldiğini bu yüzden tercih ettiklerini söyledi. Güney Afrika’ya yatırım neden yok sorusuna, madencilik tarihi çok eski, paylaşılmış. Şu an başlanın bir yatırımın kar getirmeyeceğinden, yeni alanlara bakmak için Doğu Avrupa’ya yönlendiğinden bahsetti. Zaman yönetimini nasıl sağladığına da öğrenme ile gerçekleşecek bir durum olduğunu, hafta sonu kitap okumak gibi olabildiğince rahat işler yaptığını ve her sabah düzensiz egzersiz yaptığını söyledi. İyi insanlarla beraber çalışmak, özveriyi hissedebilmek. Kendini sosyallikle donatmanın, olaylara iki yönden de bakıyor olmanın önemini söyledi. “Yarın sabah uyandığınızda birine sarılmak için çok geç olabilir.” 

 Bu güzel görüşmeden Tea Talks Ankara ekibi olarak mutlu bir şekilde ayrıldık. Misafirperverliği ve güzel sohbeti için Mehmet Beye tekrardan teşekkür ederiz.

Yazar: İrem Karacan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir